İmrahor.Net - Paylaşımla Gelen Dostluk  

Geri git   İmrahor.Net - Paylaşımla Gelen Dostluk İnanç Dünyası Tasavvuf Hacı Bektaş-ı Veli Hacı Bektaş-ı Veli ve Tasavvuf

Yeni Konu aç  Cevapla
Konu: Hacı Bektaş-ı Veli ve Tasavvuf  
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-23-2016, 04:05   #1
Admin
 dangeraus1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 5.322
Konular: 2887
REP Puanı : 1710
@dangeraus1
Standart Hacı Bektaş-ı Veli ve Tasavvuf

Hacı Bektâş-ı Velî ve Tasavvuf


Çok değerli kardeşlerim!..


Allah'a hamd ü senâlar olsun... Ciddî konulara, millî kültürümüze gençler arasında büyük ilgi var... Bize teklif edilen konu: Hacı Bektaş-ı Velî ve Tasavvuf.... Ben bunu müsaade ederseniz, şöyle oturarak anlatayım, bildiğim kadarıyla....


Tasavvuf günümüzde hem Türkiye'de hem Batı'da çok ilgi gören bir konudur. Tarihte de böyle olmuştur. "Tasavvuf nedir?" diye soracak olursak ve tarifleri toplamak istersek --bunu bizden önce yapanlar olmuş-- yüzlerce, hattâ binin üstünde tarif toplayan bilim adamları var... Ama bu büyük rakam sizi korkutmasın!.. Tariflerin çokluğu zevk farkından, bölge ve devir farkından; seviye, meşrep ve zihniyet farkından doğuyor.


Ayrıca da tarif edenler bütününü, bilimsel bir tarifi düşünmüyorlar da, en önde gelen vasfı ne ise kendilerine göre, onu söylemiş oluyorlar. Bu bakımdan tarifler çok...


Zâten sosyal bir kavramın çok kesin sınırlarla, küçük bir cümle içinde tarifi de kolay olmuyor. Bunu ortaokuldan, liseden, üniversiteden bilirsiniz ki, kültür ve medeniyetin de yüzlerce tarifi vardır.


Ahlâk üzerine üniversitede çok değerli konferanslar vermiş ve bir kitap yazmış olan Prof. Hayim Zoet, kitabına ÇAhlâk Denen Bilmece" adını vermiş. Evet herkes biliyor ama, mahiyetini düşündüğü zaman, bir bilmece gibi... Bir çok yönlerini anlatmak gerekiyor.




Tasavvuf İslâm'dan önce de var olmuştur. Muhtelif dinlerin tasavvufumuza benzeyen, derunî, iç hayatı yaşayan mensupları tarih boyunca her devirde görülmüştür. Batı'da bizim tasavvuf kelimesine yakın bir kavram olarak, mistisizm kelimesi vardır ama, mistisizm tam bizim tasavvuf kelimemizi karşılamaz. Mistik sözü de, tam bizim sufî sözümüzü karşılamaz. Bunun sebebi, her kültürün medeniyetin kelimelerinden, kelimelerin doğuşundan, hattâ harf değerlerinde ve kavramlarında farklılık olmasındandır.


Meselâ bizdeki "s" harfi, Almanlarda "z" gibi okunur. Bölgeye göre de değişir. Bizdeki "v" harfi Almanlarda "f" okunur. Arapça'nın ayın harfini başka milletler çıkatamadığı için, bir Arap müellifi kendi milletini, "Ayın harfini söyleyebilen millet..." diye tarif etmiştir. Çünkü mümkün değil, biz yapamayız. Gerçi ayın çatlatmak diye özentiler olmuşsa da, yine Araplar kadar güzel ayın söylemeyi kimse başaramıyor.




Bizim meselâ, selâmlama için kullandığımız "Selâmün aleyküm!" bile, bugün Türkçe'de kullandığımız günaydın; veya Almanca'sı gutentag; veya İngilizce goodmorning, veya hello, gibi sözler aynı değildir. Biz selâmün aleyküm derken bir mü'min-i kâmil olarak karşımızdakine hem dünyadaki hem ahiretteki huzuru ve mutluluğu ifade eden, cenneti ifade eden bir temennide bulunmuş oluyoruz. Yâni, "Hem dünyada esen ol, mutlu ol; hem de ahirette selâmete er, cennete gir, nimetleri gör!" gibi bir mânâ söylemiş oluyoruz. Başka hiç bir dilde bunun karşılığı yoktur.


Günaydın... Aydınsa aydın... Hava bulutlu olursa, biraz karanlık olur. Tünaydın, hiç doğru değildir. Tün (gece), karanlıktır ama, karanlığın da kendine göre romantikliği vardır. "Allah'a ısmarladık!" da "Bay bay"la bir değildir. "Allah'a ısmarladık" demek, "Ben senden ayrılıyorum ama, sen Allah'a emanet ol!.. Ben seni Allah'ın korumasına havale ediyorum, ona bırakıyorum." demiş oluyoruz.




Onun için, tasavvuf deyince ne eski mistiklerin mistisizmine benzer; ne vahdet-i vücut deyince, bizim anladığımız mânâ Yunanın panteizmine benzer... Ne biz iktisat dediğimiz zaman, Batı'nın ekonomisine benzer. Ekonomi, ev idaresi demek Yunanca... İktisat, orta yol demek, itidalli yol demek... Çok farklar vardır.


Bu böyledir daima... Harfler bile farklıdır. Alfabeler aynı gibi görünse bile Arab'ın harfi ile, İranlı'nın harfi; Türk'ün harfi ile Alman'ın Fransız'ın, İngiliz'in harflerinin birbirlerine karşı durumları da farklıdır.


Bizim "v"mizi Araplar bilmezler. Biz Arabistan'a gittiğimiz zaman alışveriş yapacağız, soruyoruz: (Kem hâzâ yâ ahiy?) "Ey kardeş bu kaça?" diyoruz. O Türkçe "uç..." diyor, "beş..." diyor. Arap satıcı ama, bizim Türk olduğumuzu anlıyor. Nerden anladı?..


Birisi geldi bana, Hocaefendi, Türk, anlaşılıyor tipinden... Benim ne olduğumu da anlayamamış. Çünkü, orda bu kıyafetle değil, başka kıyafetle dolaşılıyor. Bana diyorki:


"--Eyne kapalıçarşı yâ ahiy?" diyor.


Ben dedim ki:


"--İşte şu karşıdaki dükkanlar..."


"--Nerden bildin benim Türk olduğumu?.." diyor.


"--Sen kapalıçarşı diyorsun, farkında değilsin. Eyne --nerede-- demekle Arapça olmuş olmuyor." dedim.
Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla
01.Şubat.2014 #2
Dua
Misafir




Forυмтυтĸυм.orɢ ~ нαyαт pαylαşтıĸçα ɢüzeldir
Cevap: Hacı Bektaş-ı Veli ve Tasavvuf
Birisi diyor ki:


"--Nereden bildi, bizim kem hâzâ dediğimiz zaman, Türk olduğumuzu?.."


--Çünkü Arap "kem" demez, "kŠm" der. Ordaki kŠm ile Türkün kemi arasında fark var... Biz "ve" diyoruz, onlar "vŠ" diyor. Biz "ve hüve" diyoruz, onlar "vŠ hüvŠ" diyorlar. Aynı yazılışı okuyuşumuz bile farklı oluyor. Bunları misal olsun diye verdim.


Bizim tasavvufumuz başka bir yerde bulunan bir kıymet değildir. Emsalsiz bir kıymettir. Onu anlatmak istiyorum.




Peki İslâm tasavvufunu anladık; Hint tasavvufundan, Yunan tasavvufundan, Yahudi tasavvufundan, Neoplatonizmden farklı... Ama ne?..


Kısaca tarif etmek gerekirse: "İslâm dininin ve imanının özge bir yorum ve yaşam şekli..." diyebiliriz, sizin kelimelerinizi de kullanarak. Yâni, kendine mahsus, başkasından farklı bir dinî hayat sürüş şekli... Demek ki, dinî hayatın muhtelif yaşanma şekilleri vardır. Tasavvufî tarzda dindar olmak, başka türlü bir yaşamdır.


Bunun bariz vasfı, işi lafta bırakmamaktır, davranışlarında göstermektir. Onun için, tasavvuf kal değildir, haldir. derler. Kal Arapça'da söz demek... Hal de durum, vaziyet, insanın görünümü, mevcut şekli demek...


Onun için ihlâs dediğimiz şey; hâlis muhlis, samîmî bir niyetle bir şeyler yapmak, çok önemlidir tasavvufta... Bunun karşıtı riyâ, yâni başkası görsün, beğensin, alkışlasın diye, reklâm ve propaganda maksadıyla yapmak, o tasavvufî değildir. İhlâslı olmak tasavvufîdir.


Yâni, iki namaz olsa, dinî birer dış form, hareket... Ayakta duruyor, sonra eğiliyor, yere yatıyor, kalkıyor... İkisi namaz kılıyor ama birisi asıl maksadı namaz kılmak değil de papuç çalmak... Cemaatle beraber yatıp kalkıyor ama, biraz sonra selâm verince, gidecek, pabucu çalıp kaçacak. Şekil tamam ama bunun namazının kıymeti yok... Ama ötekisinin namazı, göz yaşıyla, karşısında Kâbe'yi düşünerek, Allah'ın huzurunda olduğunu hissederek, titreyerek, ürpererek, huşu içinde namaz... İşte o tasavvufî namazdır. Yâni birisi söz ve form; ötekisi hal ve gidiş ve davranış...




Onun için tasavvuf, derunî, hâlisâne bir yaşam şekli... Tabii tasavvuf hep böyle bizim söylediğimiz gibi derûnî midir, bunun lafı yok mudur?.." derseniz, bunun lafı da vardır. Buna teorisi diyorsunuz. Eskiden nazarî derlerdi teoriğin yerine... Nazarî tasavvuf veya tasavvufun felsefesi, veya felsefî tasavvuf denilen bir tarafı da vardır. Kitaplarda yazılan, enine boyuna kavramları münakaşa edilen, geliştirilen bir tarafı da vardır. Bir de yaşanan, amelî, pratik tasavvuf vardır tabii... O da tekke dediğimiz, tarikat dediğimiz yolda ve tekke dediğimiz yerde görülür.


Demek ki, bir tasavvufun ilmi vardır, bir de tasavvufî hayat vardır. Bunun sebebi şudur. Mevcut olan bir şey üzerinde araştırma yaptığımız zaman, onunla ilgili bilgileri topladığımız zaman, onun ilmini yapmış oluyoruz. Tasavvuf her ne kadar hal ilmi de olsa, bunun üzerinde düşündüğümüz zaman, tarifler yapmak istediğimiz zaman, hudutlarına çizmek istediğimiz zaman, içeriğini, muhtevasını tesbit etmek istediğimiz zaman, ister istemez söz tarafına kayıyoruz. Başkasına anlatmak için, geliştirmek için, düzenlemek için, felsefesini yapmak için, tefekkür etmek için...



Kullanıcı Kişisel İmzası BİLGİ PAYLAŞTIKÇA DEĞER KAZANIR
dangeraus1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-23-2016, 04:05   #2
Admin
 dangeraus1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 5.322
Konular: 2887
REP Puanı : 1710
@dangeraus1
Standart

S™fî kelimesini duymuşsunuzdur, mutasavvıf sözünü duymuşsunuzdur. İşte tasavvufa bağlı, o hayat tarzı içinde olan kimselere bu kelimeler verilmiş. S™fiyye demek, erbâb-ı tasavvuf demek.... Tarikat, tasavvufun özel bir metoda göre uygulanış yolu demek... Tasavvufî liderlere şeyh deniliyor, mürşid deniliyor. Onların öğrencilerine, talebelerine mürid deniliyor, derviş deniliyor Farsça... Arapça fakir deniliyor. Fakir, derviş kelimesinin Arapça'sıdır. Derviş, kapı kapı dolaşıp da bir şeyler isteyen demek... Fakir de, muhtaç demek...


Tekke denilen yerleri var... Tekkelerin büyükleri küçükleri var... Âsitânesi var, zâviyesi var, ribatı var... Bunları duymuşsunuzdur.




--İslâm tasavvufu, kendi kendine varlığı olan, kendi başına bir ayrı tasavvuf mudur?..


--Evet, İslâm tasavvufu kendi kendine, başka hiç bir yerde emsâli görülmeyen, eşsiz, emsalsiz, ayrı bir tasavvuftur. Hiç benzemez Hint tasavvufuna... Hiç benzemez Yunan tasavvufuna... Hiç benzemez İskenderiye'deki tasavvufa...


--Nerden çıkmıştır İslâm tasavvufu veya daha önceki tasavvuflar nerden çıkmıştır?..


--Dinî emirler üzerinde düşünmekten ve onları uygulamağa çalışmaktan çıkmıştır.


O halde İslâm'da tasavvufun kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü, Kur'an-ı Kerim Allah'ın emirlerini toplayan bir kitaptır. Allah'ın emirlerini tutmak isteyen insanlar, Kur'an-ı Kerim'in harfini bile değerlendirmişler. Niye şu kelimeyi önce kullandı, niye bunu sonra kullandı?..




Bir misalle anlatayım: Diyor ki bir âdâb kitabında... Çeşitli işleri en güzel tarzda yapmaya âdâb diyoruz, o işin âdâbı diyoruz. Yemek yemenin âdâbı... Yemeği nasıl yiyeceğiz? Yemeğin içeriğinde neler olacak?.. Elimde bir elyazması eser var, orda yazmış, diyor ki: "Önce meyva yemek lâzım, sonra yemek yemek lâzım!" Bu modern bir şey, güzel bir şey... Şimdiki ilim adamları da aynı şeyi söylüyorlar: Meyvayı önce yemeli, mide dolmalı; öteki yemekleri yemeğe pek vakit kalmamalı!.. Böylece aşırı yeme önlenmiş olur vs. Bugünün doktorlarının tavsiye ettiği bir şey...


Peki nerden çıkartmışlar bunu?.. Elimdeki elyazması eser de diyor ki: "Kur'an-ı Kerim'den çıkmışlar. Çünkü:




(Ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûn. Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn.) diyor Vakıa sûresinde... Yâni, "İstedikleri türlü türlü meyvalar olacak cennette... Ondan sonra çeşit çeşit kuş etleri olacak." Mâdem ki, kuş eti daha sonra söylenmiş; o halde yemekte önce meyva yenmeli; kızartmalar, kebaplar, bıldırcın dolmaları ve sâireler sonra yenmeli..." Müslümanın Kur'an-ı Kerim'i görüşü, anlayışı böyledir.




Şimdi biz Kâbe'nin karşısında, bir kaç arkadaş farz namaza durduk. Karşımızda, şu duvar kadar mesafede Kâbe-i Müşerrefe... İmam selâm verdi, biz de selâm verdik. Baktım yan taraftan, üç dört adam ilerden bir itiraz yükseldi, münakaşa başladı... eğildim baktım. Diyor ki:


"--Niye selâm verdiniz?"


Arkadaş da diyor ki:


"--İmam selâm verdi, onun için selâm verdik."


"--Olmaz!" diyor. Sakallı bir yaşlı zat... Suudlu anlaşılan, Türk değil... "Olmaz!" diyor.


"--Nasıl olacak?.."


"--İmam bir bu tarafa selâm verecek, bir öbür tarafa selâm verecek. Siz ondan sonra selâm vereceksiniz."


Şimdi ben tesadüfen veya tevafuken bir iki gün önce kitapta okumuştum o konuyu... Biliyorum. Dedim ki:


--Muhterem efendi! Peygamber Efendimiz buyurumuş ki, "İmama tabi olan cemaat onun yaptığı şeyi aynen yapsın ve sonunda namaz bittiği zaman, (İzâ sellemel imâmü fesellimû) imam selâm verdiği zaman, siz de selâm veriniz!"


Şimdi burda bir "fe" harfi var... Bu birkaç mânâya gelebiliyor Arapça'da... Bir mânâsı, "Hemen onun arkasından, hemen onunla beraber" Bir mânâsı da "O yapsın da, ondan bir müddet sonra" mânâsına gelebiliyor. O mezhep öteki mânâyı almış; bizim alimlerimiz de hemen mânâsına almışlar. "Mâdem rükûa eğilirken beraber eğiliyoruz, kalkarken beraber kalkıyoruz. O halde selâmı da beraber yapmamız lâzım!" diye anlamışlar. Ben bunu anlattım. Yâni dilbilgisine ait bir kuraldan ve tabii daha başka delillerden çıkıyor.



Kullanıcı Kişisel İmzası BİLGİ PAYLAŞTIKÇA DEĞER KAZANIR
dangeraus1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-23-2016, 04:05   #3
Admin
 dangeraus1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 5.322
Konular: 2887
REP Puanı : 1710
@dangeraus1
Standart

Etrafa birkaç meraklı da toplanmıştı. Dediler ki, "Amca bak, bu bilerek yapıyor, hadis-i şerifi de biliyor." "Bizim mezhebimiz bu!" dedim adama... Adam kızdı, "Peygamber Efendimiz'in zamanında mezhep yoktu." dedi. Mezhep yoktu ama, Peygamber Efendimiz'in sözlerini ve emirlerini yorumlayınca, mezhepler ortaya çıkıyor. Bir şeyi anlamağa, anlatmağa çalıştığınız zaman anlayış farkları ortaya çıkacak. İster istemez olacak. Sen de düşündüğün zaman, sen de bir şey yapacaksın, mecbursun.


Ve herkes bizi haklı gördü. Adama nasihat ettiler filân.


Demek ki, bazan bir kelimeden; yemekten önce meyva yenecek, kebap sonra yenecek... Bazen bir harften hemen imamla selâm verecek, sonra selâm verecek gibi bu kadar Kur'an-ı Kerim'e bağlı müslümanlar. Tasavvuf da ordan çıkmıştır; ayet-i kerimelerden ve ayetlerdeki emirlerden çıkmıştır.




Çok tasavvufî kitaplar var... Benim kütüphanem de dolu, siz meraklıysanız sizde de vardır. O kitapların hemen, aşağı yukarı aynı olan bir iç yapısı vardır. Tasavvufun tariflerini anlatırlar. Yüz tane tarifi, yüzelli tane tarifi ve münakaşaları orda anlatırlar. "Tasavvuf kelimesi nerden çıkmış?" filân... Ondan sonra bir geniş bahis açarlar: Tasavvufa kaynak olan ayetler filân diye...


Ben onları uzun boylu anlatmayacağım ama, "Kur'an-ı Kerim'den çıktığı isbatlanmıştır!" diyorum. Çünkü, biz nihayet tasavvufu burda bir giriş olarak anlatacağız. Ondan sonra Hacı Bektâş-ı Velî'yi anlatacağız ikinci bölümde... Ondan sonra da Hacı Bektâş-ı Velî'nin tasavvuf anlayışını, görüşlerini anlatacağız. Planımız bu... O halde plandaki yeri kadar anlatmamız gerektiğinden kısa geçiyorum.


Kur'an-ı Kerim'den çıkmıştır, kesin... Ben ilâhiyat profesörüyüm, kitaplar literatürde böyle diyor, araştırmalarımız da böyle... Tamam...


Hadis-i şeriflerden, Peygamber Efendimiz'in sözlerinden çıkmıştır. Bu hususta çok hadis-i şerifler var... Kesin yüzlerce, binlerce hadis-i şerif var... Ve Peygamber Efendimiz'in hayat tarzı, --bugünkü kelimelerimizle tarif etmemiz gerekirse-- tamâmen mutasavvıfâne veya tasavvufî bir hayattır. Tabii, Peygamber Efendimiz sonraki bir ceryana kapılmış da, o akıma tabi olmuş da mutasavvıf olmuş değil; demek ki, mutasavvıflar Peygamber Efendimiz'e tam uymaya muvaffak olmuş insanlar demektir. Bu onu gösteriyor.


Tarihte önce olan, arkadan gelenlerce takib edildiğine göre, Peygamber Efendimiz'in hayat tarzını en iyi uygulayabilen insanlardır mutasavvıflar... O halde sünnet-i seniyyeye en uyugun yaşam tarzında olan kimselerdir. Yüzlerce binlerce misal verebilirim.




--Peki, sizin bu tarif ettiğiniz çizginin dışında, başka türlü tasavvufî akımlar ve tasavvuf grupları, sufiyye grupları yok mu?..


--Vardır ve çok çeşitlidir. Bu çeşitliliği hoş görmek lâzım!.. Çünkü, bir kere tarihin derinliğinden günümüze kadar 1400 yıllık, 14 asırlık bir zaman boyutu var... Ondan sonra da eski dünyanın üç kıtasına yayılmış muazzam bir mekân boyutu var... Enini boyunu çarparsanız muazzam bir saha, alan çıkıyor ortaya... O kadar geniş sahada, bu kadar derin zaman içinde elbette bölgeler farklar olacaktır. Bilimsel bir şey... Zâten olmasaydı şaşırırdık, hayret ederdik; "Bu kadar beraberlik nasıl olabilmiş? Değişmemiş iklime göre, bölgeye göre..." diye...


Çünkü, saf bir rengi bile alsanız, beyazı bile alsanız, biraz boya çıkartabilen bir şeyle karıştırdığınız zaman, beyaz bile değişir; bej olur, krem olur, kurşunî olur, açık pembe olur... Yâni bulunduğu yerdeki tesirleri alır. İslâm da bir yere gitmişse, Orta Asya'daki İslâmî anlayış ile, Hindistan'daki İslâmî anlayış; Afrika'daki İzslâmî anlayış ile, Yemen'deki İslâmî anlayış farklıdır. Çünkü orada bir renk vardır daha önce... İslâm bembeyaz oraya gittiği zaman ya pembeleşmiştir, ya filizî olmuştur, ya gri olmuştur, ya bej olmuştur, ya koyu kara olmuştur... Bu normal...




Tabii çok bildiğiniz bir takım isimleri de söyleyebiliriz. Mutasavvıf deyince, büyük s™fî deyince, tasavvufun büyük mümessilleri, temsilcileri, onu temsil eden isimler; meselâ: Abdülkadir-i Geylânî, Kadirî tarikatının piri... Bahâeddin-i Nakşıbend; ki, mensuplarına Nakşibendî veya Nakşî deniliyor. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî meselâ... Mevlevî deniliyor, Türkler çok iyi bilir bunu... Pakistanlılar bilir, bütün batı da biliyor. Eşrefoğlu Rûmî... Meselâ, hepimizin başımızın tâcı, gönlümüzün sultanı Yunus Emre... Meselâ, Bursa'nın meşhur Emir Sultan'ı... Üftâde'si... Meselâ, Üsküdar'ın meşhur Aziz Mahmud-u Hüdâi'si...


Meselâ, Erzurum'un meşhur İbrâhim Hakkı'sı... Mârifetnâme isimli o muhteşem eseri yazmış olan, o rengârenk kültürü fevkalâde yüksek ve çeşitli bilgilere vukufla temas etmiş olan, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü cesaretle söylemiş olan, astronomi gözlemleri yapmış olan insan... Tillo'da... Siirt'in Tillo ilçesinde yatıyor, kabri orası...



Kullanıcı Kişisel İmzası BİLGİ PAYLAŞTIKÇA DEĞER KAZANIR
dangeraus1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-23-2016, 04:06   #4
Admin
 dangeraus1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 5.322
Konular: 2887
REP Puanı : 1710
@dangeraus1
Standart

Meselâ, İsmâil Hakkı Bursevî...




İşte Hacı Bektâş-ı Velî el-Horasanî --yâni Horasan'dan gelme-- bunlardan birisi ve çok meşhurlarından birisi... Buna da bağlı olanlara Bektâşî diyorlar. Ama Bektâşîler Hacı Bektâş-ı Velî'yi tam uygun mu, değil mi; onu konferansımda söyleyeceğim, belirteceğim.


Şimdi neden Marmara Üniversitesinin bu güzel, çok sevdiğim Uluslararası İlişkiler bölümünde --bu sizin dalınızı çok seviyorum, şahsen beğeniyorum-- neden bu konuyu seçmişsiniz veya beğenmişsiniz de salonu doldurmuşsunuz; gelip oturmuşsunuz, merakla dinliyorsunuz?.. Biliyorum merak ettiğinizi... Ben Bektâşî değilim, sünnîyim. Çünkü, orada sünnîliğe uymayan, şeriate göre biraz kabil-i tenkid, tenkid yiyen, münakaşa edilen taraflar var... Ama Bektâşîlik'le Nakşîlik arasında bir ilişki de tarihî bir gerçek... Böyle bir ilişki var, onu söyleyeceğim.


Benim Hacı Bektâş-ı Velî ile doğrudan doğruya ilgilenmem olmayabilirdi. Amma, Ankara İlâhiyat Fakültesi'nde doktora tezimi İznikli Hatiboğlu Muhammed --İznik'li değil, aslında Denizli'nin Honaz kasabasından-- üzerinde yapmıştım. O böyle yüz hadis, yüz hikâye, tefsir kitabı vs. yazmış. Ben onun üzerinde doktora tezimi yaparken bir de baktım ki, bu Hatiboğlu Muhammed, Hacı Bektâş-ı Velî'nin bir eserini de manzum olarak, şiir halinde ortaya koymuş. Ordan meseleye girdim ve o manzum eseri okuyunca, çok hayret ettim. Baktım ki, Bektâşîlerle Hacı Bektaş arasında, bugün Hacı Bektaş'ı seven insanlarla, "Bu bizim pirimizdir, başımızın tacıdır." diyen insanlarla Hacı Bektâş-ı Velî'nin kitabındaki fikirler arasında çok büyük farklar var... O zaman, bu beni enterese etti, ilgimi çekti. Onun üzerinde doçentlik tezi çalışması yapayım diye düşündüm.


İkinci sebebi de, Anadolu'daki Türk edebiyatının 14. Yüzyıl'dan kalmış eserleri çok az... Çok kıymetli o eserler, antika yâni... Onlardan birisi oluyordu bu Hatiboğlu'nun tercüme ettiği eser; yâni Hacı Bektaş'ın makalâtı... O bakımdan ben de onu orjinal bir çalışma olacak diye aldım. Hakikaten de orjinal bir çalışma oldu ve çok büyük etkisi oldu. Bizim bugünkü fikir ortamımızda çok ilgi çekti. Televizyonlarda, gazetelerde, toplantılarda, anmalarda bahis konusu edildi. Yâni, benim ilgimi çektiği gibi, halkımızın da ilgisini çekti.




Peki, sizin için konunun önemi ne?.. Benim için bu hususî bir önem taşıyor, böyle girmişim bu konuya; ama siz nerden ilgileniyorsunuz?..


Bir kere, Hacı Bektâş-ı Velî'den çok bahsediliyor; onun için merak etmiş olabilirsiniz. Ve bazı kimseler Hacı Bektâş-ı Velî'ye diyorlar ki, "Çok hoşgörülü bir insandı, modern zihniyetliydi. Kadın erkek ilişkilerinde çok demokrat idi. Kadın erkek bir arada... İçkiye filân da müsamaha ediyordu. Namaz kılmasa da oluyordu." Allah Allah... Böyle anlatıyorlar. Sonra, "Türkçüydü, anti-Arap bir zihniyete sahipti ve Arap kültürüne bir reaksiyon olarak Kırşehir'de bayrak açmıştı..." filân. Allah Allah... Böyle söyleniyor ve hâlâ platonik, efsanevî ve masalımsı anlatımlar devam ediyor.


Tabii Türkiye'de Alevî vatandaşlarımız da var... Alevî vatandaşlarımızın böyle sarkık bıyıklı dedeleri var, bağlandıkları kimseler var... Sakalı, bıyığı farklı... Onlar da Hacı Bektâş-ı Velî pirimizdir diyorlar, seviyorlar ve bunların da milyonları tutuyor sayıları... Onlar da ilgileniyorlar bu konuyla... O bakımdan benim çalışmam gibi onlar da bu konu ile ilgililer...




Hattâ Kemal Aytaç Bey vardı Ankara'da... Millî Güvenlik Kurulu'nda da görev yapmış; rektör yardımcılığı yaptı Malatya'da filân... Benim tezimi merak etmiş, okumuş, henüz tanışmıyoruz; "Bu şahısla tanışmak istiyorum!" demiş. Fakülteye geldi tanıştık. Ondan sonra da sevgimiz, muhabbetimiz devam etti. Malatya İnönü Üniversitesi'ne rektör yardımcısı olarak gitti. Oraya bizi transfer etmek istedi:



Kullanıcı Kişisel İmzası BİLGİ PAYLAŞTIKÇA DEĞER KAZANIR
dangeraus1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-23-2016, 04:06   #5
Admin
 dangeraus1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 5.322
Konular: 2887
REP Puanı : 1710
@dangeraus1
Standart

--Buyurun, Ankara İlâhiyat'tan bizim Malatya'ya gelin!"


Ben dedim ki:


"--Ben sakallı bir insanım."


"--Mahzuru yok!" dedi.


"--Biraz kendimin tasavvufla ilgisi var..."


"--Olsun, buraya gelirsiniz, mürid toplarsınız." dedi.


Baktım, ne dersek evet diyor. Sonra bir haber gönderdi. Ordaki Alevî vatandaşlarımız, kardeşlerimiz demişler ki: "Hocamız bu doçentlik tezini ya kendisi bastırsın; ya da müsaade etsin biz bastıralım!.. Bu çok güzel, bunu merak ediyoruz." demişler.




Sonra, askeriyede de bir önemi var Hacı Bektâş-ı Velî'nin; çünkü, yeniçerilerle ilgisi var... Yeniçerilerin 94 tane ordusu var... Orta diyorlar; ordu demek veya bölük demek, askeri birlik demek... Onlardan bir tanesinde baş köşeyi Hacı Bektâş-ı Velî'nin mümessili temsil ettiği için, ordu ile de ilişkili...


Bazı paşalar o bakımdan Hacı Bektâş-ı Velî ile de ilgileniyorlar. Hattâ benim tanıdığım bir albay vardı. Hacı Bektaş kasabasını severek, hürmetle ziyaret etmiş. Yakınımızdı, Allah rahmet eylesin...


Sonra bu yıl, Ahmed-i Yesevî'yi anma yılı oldu biliyorsunuz. Biz önümüzdeki cumartesi pazar da Ahmed-i Yesevî'yi anma sempozyumu tertipliyoruz. Hacı Bektâş-ı Velî, Ahmed-i Yesevî'nin yoluna bağlı... Yeseviye tarikatından...


O bakımdan da bu yıl güncel olan, yâni fikir ortamında ilgi çeken ve bahis konusu edilen Ahmed-i Yesevî ile de ilgili olması bakımından önemli...


Kültür tarihimizde büyük yeri var... Bektâşî tarikatıyla ilgisi var... O bakımdan sizleri de ilgilendirmiştir muhakkak... Çeşitli meraklarla buraya gelenler vardır.




Şimdi Hacı Bektâş-ı Velî'nin hayatı hakkında bazı bilgiler vereyim size... Ondan sonra, eserleri hakkında bilgi vereceğim. Ondan sonra, görüşleri ve Makalât içindeki fikirleri hakkında iddialı şeyler söyleyeceğim. Mevcut bilgileri değiştirecek, altı kırmızı kalemle çizilecek şeyler söyleyeceğim. Ondan sonra da sorularınız olursa, onları cevaplandırmak için bir zaman ayırmayı düşünüyorum.


Şimdi bizim doçentlik tezini eksikli kusurlu bastılar, Hacı Bektâş-ı Velî'nin Makalât'ı diye... Bunun tashih edilerek, düzeltilerek yeniden basılması lâzım!.. Hacı Bektâş-ı Velî hakkında onu seven insanların arasında bir takım menkıbeler, daha doğrusu menkabeler var; menâkıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî... Menâkıb denilince, tarihi bilgi olmuyor da biraz daha sübjektif, gerçekliği münakaşa edilebilen, bazı konularda insanı biraz kuşkuya da düşürebilen bilgiler demek oluyor.


Onun için biz menkabeleri, Menâkıb-ı Hacı Bektâş budur diye söyleyemiyoruz. Alıyoruz Menâkıbnâme'yi, inceliyoruz. Şurası doğru olabilir, burası olmayabilir. Şurası şu sebepten, şu delilden dolayı, kanıtlardan dolayı doğru değildir diyebiliyoruz.



Kullanıcı Kişisel İmzası BİLGİ PAYLAŞTIKÇA DEĞER KAZANIR
dangeraus1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-23-2016, 04:06   #6
Admin
 dangeraus1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 5.322
Konular: 2887
REP Puanı : 1710
@dangeraus1
Standart

-Buyurun, Ankara İlâhiyat'tan bizim Malatya'ya gelin!"

Ben dedim ki:

"--Ben sakallı bir insanım."

"--Mahzuru yok!" dedi.

"--Biraz kendimin tasavvufla ilgisi var..."

"--Olsun, buraya gelirsiniz, mürid toplarsınız." dedi.

Baktım, ne dersek evet diyor. Sonra bir haber gönderdi. Ordaki Alevî vatandaşlarımız, kardeşlerimiz demişler ki: "Hocamız bu doçentlik tezini ya kendisi bastırsın; ya da müsaade etsin biz bastıralım!.. Bu çok güzel, bunu merak ediyoruz." demişler.


Sonra, askeriyede de bir önemi var Hacı Bektâş-ı Velî'nin; çünkü, yeniçerilerle ilgisi var... Yeniçerilerin 94 tane ordusu var... Orta diyorlar; ordu demek veya bölük demek, askeri birlik demek... Onlardan bir tanesinde baş köşeyi Hacı Bektâş-ı Velî'nin mümessili temsil ettiği için, ordu ile de ilişkili...

Bazı paşalar o bakımdan Hacı Bektâş-ı Velî ile de ilgileniyorlar. Hattâ benim tanıdığım bir albay vardı. Hacı Bektaş kasabasını severek, hürmetle ziyaret etmiş. Yakınımızdı, Allah rahmet eylesin...

Sonra bu yıl, Ahmed-i Yesevî'yi anma yılı oldu biliyorsunuz. Biz önümüzdeki cumartesi pazar da Ahmed-i Yesevî'yi anma sempozyumu tertipliyoruz. Hacı Bektâş-ı Velî, Ahmed-i Yesevî'nin yoluna bağlı... Yeseviye tarikatından...

O bakımdan da bu yıl güncel olan, yâni fikir ortamında ilgi çeken ve bahis konusu edilen Ahmed-i Yesevî ile de ilgili olması bakımından önemli...

Kültür tarihimizde büyük yeri var... Bektâşî tarikatıyla ilgisi var... O bakımdan sizleri de ilgilendirmiştir muhakkak... Çeşitli meraklarla buraya gelenler vardır.


Şimdi Hacı Bektâş-ı Velî'nin hayatı hakkında bazı bilgiler vereyim size... Ondan sonra, eserleri hakkında bilgi vereceğim. Ondan sonra, görüşleri ve Makalât içindeki fikirleri hakkında iddialı şeyler söyleyeceğim. Mevcut bilgileri değiştirecek, altı kırmızı kalemle çizilecek şeyler söyleyeceğim. Ondan sonra da sorularınız olursa, onları cevaplandırmak için bir zaman ayırmayı düşünüyorum.

Şimdi bizim doçentlik tezini eksikli kusurlu bastılar, Hacı Bektâş-ı Velî'nin Makalât'ı diye... Bunun tashih edilerek, düzeltilerek yeniden basılması lâzım!.. Hacı Bektâş-ı Velî hakkında onu seven insanların arasında bir takım menkıbeler, daha doğrusu menkabeler var; menâkıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî... Menâkıb denilince, tarihi bilgi olmuyor da biraz daha sübjektif, gerçekliği münakaşa edilebilen, bazı konularda insanı biraz kuşkuya da düşürebilen bilgiler demek oluyor.

Onun için biz menkabeleri, Menâkıb-ı Hacı Bektâş budur diye söyleyemiyoruz. Alıyoruz Menâkıbnâme'yi, inceliyoruz. Şurası doğru olabilir, burası olmayabilir. Şurası şu sebepten, şu delilden dolayı, kanıtlardan dolayı doğru değildir diyebiliyoruz.



Kullanıcı Kişisel İmzası BİLGİ PAYLAŞTIKÇA DEĞER KAZANIR
dangeraus1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Şu Anki Saat: 09:37

Forum Yasal Uyarı Sosyal Medya
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0

Kuruluş : 2012
imrahor.net Her Hakkı Saklıdır

İmrahor.Net
Developer : dangeraus1

Telif Ve Gizlilik Politikası

facebook twitter google+


Sitemap
5, 6, 3, 4, 7, 33, 9, 42, 14, 15, 16, 17, 18, 20, 21, 22, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 90, 32, 182, 41, 34, 37, 36, 194, 43, 44, 51, 50, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 102, 103, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 214, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 164, 165, 166, 167, 168, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 186, 181, 183, 184, 185, 187, 188, 189, 190, 191, 193, 195, 196, 201, 202, 215, 245, 203, 205, 204, 206, 207, 209, 210, 230, 266, 211, 212, 213, 232, 233, 216, 219, 236, 221, 220, 217, 218, 240, 272, 253, 235, 259, 222, 223, 224, 276, 225, 226, 227, 228, 229, 231, 234, 241, 237, 238, 257, 239, 244, 246, 247, 248, 275, 249, 250, 258, 260, 251, 252, 254, 255, 256, 274, 265, 268, 262, 261, 287, 264, 271, 267, 269, 288, 279, 291, 270, 273, 290, 278, 289, 292,