İmrahor.Net - Paylaşımla Gelen Dostluk  

Geri git   İmrahor.Net - Paylaşımla Gelen Dostluk Eğitim & Öğretim İlk Okul Serdar Yıldırım Masalları 2

Like Tree1Likes
  • 1 Post By dangeraus1

Yeni Konu aç  Cevapla
Konu: Serdar Yıldırım Masalları 2  
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10-04-2019, 10:22   #1
Kayıtlı Üye
 Serdar Yıldırım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mesajlar: 9
Konular: 7
REP Puanı : 10
@Serdar Yıldırım
Smile Serdar Yıldırım Masalları 2

ANTİLOP
Annesiyle birlikte gezerken, gecenin karanlığında annesini kaybeden yavru antilobu, Afrikalı bir köylü bulmuş. Yavru antilobu kucağına alan adam, köyün yolunu tutmuş. Adam, yavru antilobu besleyip büyütmüş. Bir yıl sonra kocaman olan antilobu bulduğu yere bırakmış. İnsanların arasında yaşamaya alışan antilop, bu duruma alışamamış. Ormanda, bayırda, çayırda yaşayan antiloplar, tekdüze bir yaşam sürüyormuş. Çayırda çimen yersin, ırmaktan su içersin, leopar, aslan korkusundan, uyku nedir bilmezsin. Her an tetikte olmak zorundasın, çünkü yaşamına göz koyanlar varmış.

“ Ben aç kalmasınlar diye leopara, aslana, sırtlana kendimi boğazlatmak zorunda mıyım?“ Diye soruyormuş, antilop. “ Besin zinciriymiş! Bazıları ot yer, ot yiyenler et yiyenlere yemek olur. Böyle bir şey doğru olabilir mi? Uyduran iyi uydurmuş ve yalanına inandırmış. Soruyorum size, kendini benim yerime koyanlar bir düşünseler. Siz durup dururken bir canavara yem olmak zorunda bırakılsanız, ne hissedersiniz? Buraya kadarmış deyip boyun mu eğersiniz yoksa tabana kuvvet kaçar mısınız? İsterseniz kaçmayın ve besin zincirinin bir halkası olun. Ne kadar hızlı koşarsanız, besin zincirinin halkası olmaktan o kadar uzaklaşırsınız. Olayı çok yönlü düşünmeden, yüzeysel olarak karar vermek, insan beyninin doğasına aykırı. “

Antilop dere-tepe gezerken, sonunda karşısına büyük bir şehir çıkmış. Antilop kenar mahalleden şehre girmiş. Bazen yol kenarından bazen kaldırımdan yürümüş. Adamlar, kadınlar, çocuklar, antiloba hayret dolu bakışlarla bakmışlar ve onu sevmişler, sırtını okşamışlar. Daha sonra geniş bahçesi olan bir adam antilobu sahiplenmiş. Onu tavuklar, horozlar, ördekler, kazlar, tavşanlar, koyunlar, keçiler olan bahçeye götürmüş. Antilobun bu bahçede olduğunu duyan pek çok insan, onu görmeye gelmiş. Antilop buradaki parçalamayan, can almayan dostlarıyla sakin bir yaşam sürmüş.



KERTEN İLE TİM
Kertenkele Kerten, kertenkele sandığı aslında yavru bir timsah olan Tim ile arkadaş olmuş. Birlikte sinek avlamışlar, aralarında candan bir dostluk kurulmuş. Kerten bir gün Tim’e, ailem buradan taşınıyor, çok uzaklara gidiyoruz. Onlarla gitmeye mecburum ama söz mutlaka seni görmeye geleceğim. Buralardan ayrılma, demiş. Tim’in gözyaşları altında Kerten, hoşça kal, demiş ve uzaklaşıp gitmiş.

Aradan yıllar geçmiş. Kerten bir gün geri dönmüş ve Tim’i aramaya başlamış. Tim, Tim, sevgili arkadaşım, ben geldim, Kerten geldi, diye ırmak kıyısında bağırmış. Bunun üzerine ırmaktan kocaman bir timsah kıyıya çıkmış ve Kerten’e doğru koşmaya başlamış:“ Kerten, nihayet yıllar sonra geri döndün. Seni çok özledim, gel sarılalım. “

Timsahtan korkan Kerten geriye kaçıp kayaların üstüne çıkmış:“ Ne Tim’i? Sen Tim olamazsın. Tim benim kadar bir kertenkeleydi. Sen kocaman bir timsahsın. “
“ Hayır, Kerten, ben kertenkele değildim. O zamanlar bir timsah yavrusuydum. Yıllarla büyüdüm. İşe bak ben de seni timsah yavrusu sanıyordum. Sesini duyup seni görünce Kerten neden hiç büyümemiş, diyerek hayret ettim. “

Daha sonra Tim yalvarmış, gözyaşı dökmüş. Birebir yaşadıkları özel anılardan bahsetmiş, konuştuklarından örnekler vermiş. Bunları başkasının bilmesi olanaksızmış ama Tim yaklaştıkça Kerten uzaklaşmış. Daha sonra kaçıp gitmiş. Bir daha da oralarda gözükmemiş. Irmakta yaşayan pek çok timsah, Tim’in devamlı olarak ağladığını, gözyaşı döktüğünü fark etmişler. Tim nedenini hiçbirine söylememiş. Timsah gözyaşları bu olsa gerek.


MAYMUNUN ALTIN LİRALARI
Maymunun biri ormanda gezerken altın bir lira bulmuş. Gergedana sormuş, bu nedir, diye. Gergedan da, bilmem ilk defa böyle bir şey görüyorum, demiş. Maymun daha sonra sincapla karşılaşmış. Ona sormuş, bu nedir, diye. Sincap, yuvarlak ama ne işe yarar bilmem ve bilmek de istemem, demiş.

Maymun kime sorduysa, buna benzer cevaplar almış. Maymun sonunda bir insana rastlamış: “ Ey insan, bu elimdeki nedir, bilir misin? “ diye sormuş.
Bunun üzerine insan: “ Bu altın bir liradır. Çok değerlidir. Senin işine yaramaz. Onu bana versene. “ demiş.
Maymun: “ İki takla atarsan, bunu sana veririm. “ demiş. İnsan iki takla atmış ve altın lirayı almış. “ Yine altın lira bulursan bana haber ver. Her lira için, iki takla atarım. “ demiş.
Maymun altın lirayı bulduğu yerde aramış ve bir kese altın lira bulmuş. İnsanların yanına gidip, onlara takla attırmış. İki takla atana, bir altın lira vermiş.

Alan razı, veren razı. Oradakiler, hoşça vakit geçirmişler. Maymun bir altın lira için, insanların neden bu derece değiştiklerini çok düşünmesine karşın, anlayamamış. Herhalde anlamam için, insan olmam gerekiyor, diye düşünmüş.


KARAKAÇAN
Vaktiyle ülkenin birinde eşekçiler yaşarmış. Bu eşekçiler, dağlarda, ovalarda gezen yaban eşeklerini yakalar, onlara boyun eğdirir ve pazarda satarlarmış. Sermaye gerektirmeyen bir işmiş. Eşek yakalamanın yazı kışı olmazmış. Bazen yazın kavurucu sıcakta eşek peşine düşülür, eşek sürüleri takip edilir ve kurulan tuzak sayesinde önce sürü başı yakalanırmış. Sürü başı yakalanınca amaçsız kaçan öteki eşekleri yakalamak kolaymış. Bu ülkede şimdiye kadar tuzağa yakalanmayan bir sürü başı çıkmamış. Bazen de dondurucu soğukta eşek peşine düşülürmüş.

Karlı bir kış günü kırka yakın eşekçi on dört eşeklik bir grubu ırmak kenarında kıstırmışlar. Sürü başı olan eşeği, gruptan ayırıp yakalamak istiyorlarmış. Arkadan ve önden sarıldıklarını gören eşeklerin biri hariç hepsi sağa, ırmağa doğru kaçmışlar. Sadece biri sola, kara doğru kaçmış. Eşekçiler bağırmışlar: “ Irmağa gidenleri bırakın, kara kaçanı yakalayın. “
Kara kaçan kaçmış, eşekçiler kovalamış ama sonunda boynuna kement geçirilen kara kaçan yakalanmış. Karakaçan yakalanınca sürünün diğer eşeklerini yakalamak zor olmamış. Üç gün içinde hepsi çiftliğe getirilmiş.

O gece karakaçan, sürüsündeki eşeklerle birlikte, ahırın kapısını kırarak kaçmış ve karanlıkta izini kaybettirmiş. Eşekçiler, bir daha karakaçan ve sürüsünün peşine düşmemişler. Onlar, kolay boyun eğen, uysal eşekleri yakalamaya devam etmişler. Arada bir dik başlı bir eşek çıkarsa, ona karakaçan demeye başlamışlar. Zamanla bütün eşeklere karakaçan denmeye başlanmış. Eşekçiler, aradan yüzyıllar geçmesine karşın, karakaçanın o dağlarda yaşadığına inanırlar.

Yazan: Serdar Yıldırım


Serdar Yıldırım isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2020, 02:52   #2
Kayıtlı Üye
 Serdar Yıldırım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mesajlar: 9
Konular: 7
REP Puanı : 10
@Serdar Yıldırım
Standart

KELOĞLAN VE DAĞCILAR
Anadolu'da bir Keloğlan varmış. Hayatı ortadan ikiye yarmış. Bir yarısını Marmara'ya atmış. Diğer yarısını dağa fırlatmış.

Deniz Marmara'ymış, dağ Uludağ'mış.
Kış günü Uludağ kar-buz kaplıymış.
Dağdaki aç kurtlar köylere inmiş.
Keloğlan korkudan evine sinmiş.
* * * *
Bir gün kar dinmiş, kurtlar hemen gitmiş.
Keloğlan evden çıkmış, bir oh çekmiş.
Kolay değil, bir hafta evde yatmış.
Bir hafta bin hafta yerine geçmiş.
* * * *
Ertesi gün köye dağcılar gelmiş.
Köylüler, Keloğlan'a haber vermiş.
Dağa çıkacak bir adam gerekmiş.
Başka kimse dağcılarla gitmemiş.
* * * *
" Keloğlan demiş, ben sizinle gelmem.
Ne istersiniz Uludağ'dan bilmem.
Çıkıp da ne olacak zirvesine.
Zarar verir zirvesi cümlesine. "
* * * *
" Bırak Keloğlan ciddi olamazsın.
Biz zirveye çıkarken bakamazsın.
Adın önde anılsın, şimşek çaksın.
El yazması kitaplarda sen varsın. "
* * * *
" Ben öksürsem halkımız sahiplenir.
Eğer dağa çıkmazsanız sevinir.
Dağcıyı durdurdu Keloğlan denir.
Herkes neşelenir, şekerler yenir. "
* * * *
Ağalar etmeyin dağa gitmeyin.
Dağ çağırır durur, önemsemeyin.
El ele tutuşun, fire vermeyin.
Hepiniz geçsiniz, erken göçmeyin.
* * * *
Dağcılar, Keloğlan'ı dinlememiş.
İleri deyip, Uludağ'a çıkmış.
Ama hiçbiri geri dönememiş.
Çığ düşmüş, onları hayattan silmiş.
* * * *
Dağa çıkanlar, korkusuz, yiğitmiş.
Buz çok kayganmış, kar acımasızmış.
Kaygan ortamda yiğitlik sökmezmiş.
Karlı dağlarda çığ bir felaketmiş.
* * * *
Keloğlan bu sonuca çok üzülmüş.
Yazıcıya gitmiş, ona anlatmış.
Kışın kimse dağa çıkmasın, demiş.
Çıkmak isteyen yanlış yapar, demiş.
* * * *
Serdar Yıldırım bu masalı yazmış.
Ne gerek varmış, kim dağa çıkarmış.
Zaten ortalık buz gibi soğukmuş.
Nice dağcılar dağlarda donmuş.

SON



KELOĞLAN VE PİNOKYO
Bir varmış, iki varmış. Üç varmış, beş varmış. Dört yokmuş. Dört kere dört yirmi dört eder desem burnum uzar mı? Yalan söyledim diye okuyucu bana kızar mı?
Keloğlan bir gün Pinokyo ile karşılaşmış. Pinokyo çok hareketliymiş, hemen atılmış. Keloğlan'ın elini sıkmış: " Vay Keloğlan, nasılsın? " diye sormuş.
Keloğlan: " İyiyim, sağ ol arkadaş. " demiş. " Beni nasıl tanıdın, adımı nereden biliyorsun? "
Bunun üzerine Pinokyo: " Seni tanımayan, adını bilmeyen mi var? Avrupa'yı gezdim, dolaştım. Gittiğim her yerde Keloğlan adını duydum. Amerika'yı keşfeden Kristof Kolomb ve dünyayı dolaşan Ferdinand Macellan gittikleri yerlerde Keloğlan adını duyduklarını bana söylediler. "

Keloğlan'ın sağ gözü seğirmeye başlamış. Kuru fasulye nohut arası barbunya durumları olduğunu anlamış. Pinokyo'nun burnu konuştukça uzuyormuş. Yalandan çorba yarışması düzenlense Pinokyo'nun birinci olacağına eminmiş. Kafa saatinde zamanı kurmuş. Gong çaldığında dünya denizlerindeki dalga sona erermiş. Bol dalgalı Pinokyo denizinde az acılı Keloğlan kebabı ayranla iyi gidermiş.

Keloğlan Pinokyo'nun dalga geçtiğini düşünüyormuş. Onun yalanlarına daha fazla yalanla karşılık vererek galip gelip, Pinokyo'yu yalan söylemekten vazgeçirecekmiş:
" Doğru söylüyorsun, Pinokyo. Benim adımı dünyada duymayan yoktur. En ücra köşelerde bile adım saygıyla anılır. Ben bunu yerinde gördüm, yaşadım. Dünyayı dolaştım. Büyük Okyanus' taki adalarda, Amazonlarda, Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında beni tanıdılar. Keloğlan gelmiş, hoş gelmiş, deyip etrafımı sardılar. Yedirdiler, içirdiler. Benim gittiğim yerleri Piri Reis haritasında meyve, sebze resimleri yaparak işaretledi. Kuzey ve güney kutup noktasına Keloğlan bayrağını diktim. "

Keloğlan anlattıkça, yalan söyledikçe burnu uzamış. Pinokyo'nun iki karış burnu yanında Keloğlan'ın burnu Uludağ'ın zirvesine ulaşmış. Bu durumdan Uludağ rahatsız olmuş: "Keloğlan, lütfen yalanı keser misin? Rahatsız oluyorum. "
Keloğlan cevap vermiş: " Özür dilerim, Uludağ! Seni rahatsız etmek değil, Pinokyo'ya dersini vermek istemiştim. "
" Pinokyo yalan söylemekten vazgeçmez, senin doğru söylemekten vazgeçmeyeceğin gibi. "
Pinokyo Uludağ'ın sözlerinden hoşlanmamış. Keloğlan'dan yana dönmüş: " Dersimi aldım Keloğlan. Bundan sonra yalan söylediğimi duymayacaksın. Haydi, hoşça kal. " demiş ve yürüyüp gitmiş.
Uludağ: " Bu nereye gidiyor böyle? " diye sormuş.
Keloğlan: " Pinokyo'nun dönüp dolaşacağı yer İtalya'dır. "
Uludağ: " Dersimi aldım, dedi. Gerçekten almış mıdır? "
Keloğlan: " Almıştır da, son cümleyi söyledikten sonra burnu niye uzadı, onu anlamadım. "

Doğru sözlü ol, dokuz köyde misafir ol.
Onuncu köyün adı, Doğrular Köyü.

Doğru sözlü olun, yalandan kaçın.
Yalan söylemeyin, doğruluk saçın.

SON



KELOĞLAN ELMASI
Bir varmış, bir yokmuş. Var olan varmış da, yok olan neymiş? Sert bir rüzgar esmiş, dalları eğmiş. Bir Keloğlan varmış. Fikirde, düşüncede hürmüş. Ancak bu Keloğlan çok tembelmiş. Evde yan gelir yatar, keyfine bakarmış. Anası bir gün Keloğlan'a demiş ki: " A oğlum, evde yatıp duracağına babandan kalan tarlayı bellesene. Al kazmayı, küreği, git tarlaya kaz. Tohum atarız. Domates, biber, patlıcan yetiştiririz. "
Bunun üzerine Keloğlan şöyle demiş: " Bırak ya ana, bir tarla için rahatımı bozamam. Sen şu çorbayı karıştır, dibi tutmasın. "Keloğlan'ın bu sözleri üzerine anası sopasını kaptığı gibi Keloğlan'ın üstüne yürümüş: " İş yapmazsın, sırtüstü yatarsın sonra çorba dersin. Al sana çorba. "
Keloğlan kendini dışarı zor atmış. Anası peşinden kazmayla küreği sokağa bırakmış: " Tarlayı bellemeden gelme. Seni içeri almam bilmiş ol, " diye bağırmış.

Keloğlan gelip tarlanın ortasına sırtüstü yatmış. Yanında getirdiği kazmayla küreğe, kaz kazmam, kaz küreğim, demiş ama nafile, ne kazma ne kürek kımıldamamış. Bu böyle olmayacak deyip, tarlanın yanından geçen köylülere tarlada elmas bulduğunu söylemiş. Bu tarlada çok elmas var. Gelin kazın, bulduğunuz sizin olsun, deyince kazmasını, küreğini kapan köylüler akşama kadar toprağı kazmışlar.
Akşam anası tarlanın kazılmasına çok sevinmiş. Keloğlan' ı tarhana çorbasıyla beslemiş.

Ertesi gün kasabadan gelenler varmış. Adamlar, tarlanın kenarına kulübe yapmışlar. Civar tarlaları kazmışlar, elmas aramışlar. Bir şey bulamayınca Keloğlan ile konuşup bulduğu elması satmasını istemişler. Keloğlan olmayan elmasın değerini giderek arttırmış. Ağalar, bin altın verene elması satarım, demiş. Üç altın, beş altın pey akçesi bırakanlar olmuş. Bunlar, elması başkasına satma, bana sat diyenlermiş. Böylelikle Keloğlan'ın bir torba altını olmuş.

Olaydan haberdar olan o ülkenin padişahı, Keloğlan'ı saraya davet etmiş. Sarayda, Keloğlan'ın şerefine eğlence düzenlemiş, ziyafet vermiş. Keloğlan, elması bana satmalısın, demiş. Pey akçesi olarak yüz altın vermiş.
Zamanla dünyanın çeşitli ülkelerinden elması satın almaya gelenler olmuş. Elmasın talipleri giderek çoğalmış. Keloğlan bir gün bir kartalın elması kapıp kaçtığını ve Kaf Dağı'nın ardına gittiğini söylemiş. Elması satın almak isteyenler, Kaf Dağı'nın ardına gitmek üzere yola çıkmış. Keloğlan topladığı altınlarla saray yaptırmış. Padişahın kızıyla evlenip mutlu olmuş.

SON



KELOĞLAN BİR KESE ALTIN
Keloğlan kasabaya giderken bir kese altın bulmuş. Pazar yerine varınca, yolda bir kese altın buldum, sahibini ararım, demiş. Herkes, kese benimdir, ben düşürdüm. İçi altın doluydu, diyerek öne çıkmış. Bunun üzerine Keloğlan keseyi kimseye vermemiş. Kolcubaşına gitmiş: "Kasabaya gelirken, içi altın dolu bir kese buldum. Sahibi size geldi mi? " diye sormuş.
Kolcubaşı: " Aman Keloğlan, kese benimdir. Bugün kasabaya gelirken düşürmüştüm. " demiş. Keloğlan kolcubaşına inanmadığı için, keseyi vermemiş. Akşamüstü köye dönmüş. Evde anasına keseyi göstererek olanları anlatmış. Keseyi vermesi için, adamların yalvardığını söylemiş.
Anası: " Keloğlan biliyor musun? Keseyi ben düşürmüştüm. Geçen gün kasabaya gitmiştim ya demek ki dönerken düşürdüm. "
Keloğlan: " Ana, kasabaya gitmiştin ama ne geçen günü? Aradan kaç ay geçti. Sen bari böyle şeyler yapma. Yağmur yağdı, güneş açtı. Kese ve altınlar tertemizdi. "
Anası: " Benim güzel oğlum, altını çamura bulasan yıkarsın çıkar. Altın kirlenir mi? İçinde altın olan kese kirlenir mi? "
Keloğlan: " Olmaz ana, yarın kesenin sahibini ararım. "
Keloğlan'ın keseyi vermediğini gören anası, ağlamış, gözyaşı dökmüş. Kese babandan yadigardı. İçindeki altınları baban çalışıp biriktirmişti. Şimdi burada olsa, keseyi anana ver oğlum, üzme ananı, derdi.
Sonunda anasına inanan Keloğlan keseyi vermiş. Geç vakit Keloğlan uyuyunca anası altınları saymış. Yerde bulunan altın bulanın olur. Sahibini arar da bulamazsa yalanın olur.

SON



KELOĞLAN İLE PAMUK PRENSES
İki yürür, bir koşarım.
Gezer, dağlar aşarım.
Yatıp dinlenmek varken,
Tarlada çalışana şaşarım.

Böyle deyip duran Keloğlan yıllardan bir yıl tarlalarda, bahçelerde çalışmış, toprak kazmış, tohum atmış, sulamış, ürün almış, hasat etmiş, satmış. Keloğlan'ın kesesi altın dolmuş. Keseyi belindeki kuşağa bağlamış. Anasına, yabancı diyarlara gidip tüccarlık yapacağını söyleyip yola çıkmış. Gitmiş de gitmiş. Yürümüş, durmuş. Dört çarık eskitmiş.

Sonunda, diyarların en yabancısına varmış. Bir han odası tutmuş, bir dükkan kiralamış. Dükkanın önünde oturup sağa sola bakınmaya başlamış. Gelip geçen çokmuş da selam veren yokmuş, çünkü burada Keloğlan' ı kimse tanımıyormuş. Aniden genç kızın biri durmuş ve Keloğlan'a adres sormuş. Kız pek güzelmiş. Keloğlan kıza aşık olmuş. Adresi dilinin döndüğünce tarif etmiş. Kız, teşekkür edip gitmiş. Keloğlan kızın ardından bakakalmış.

Ertesi gün kızı aramış ve bulmuş. Aşkını anlatmış. Karşılık beklemiş. Kız: " Tabii ki bana aşık olabilirsin. " demiş. " Geldiğin ülkede tanınmış, sevilen biri olabilirsin ama ben Pamuk Prenses'im ve beyaz atlı prensimi bekliyorum, onunla evleneceğim. "

Pamuk Prenses gittikten sonra Keloğlan kıvranmaya başlamış. Bir yol, bir yöntem, bir çıkış yolu aramış. Bu masalı yazmakta olan Serdar Yıldırım bir defa daha zamanda yolculuk yapmış ve Keloğlan'ın yardımına koşmuş. Keloğlan, ben geldim, demiş. Keloğlan Serdar'ın gelmesine çok sevinmiş. Serdar sözü fazla uzatmamış: " Altınlar ne güne duruyor? Karşıda terzi var. Kendine bir prens elbisesi diktir. Bir de beyaz at satın al. Bin ata işte sana beyaz atlı prens. Git Pamuk Prenses'in yanına benimle evlenir misin? diye sor. Evlenmesin seninle de göreyim. " demiş ve gitmiş.
Keloğlan: " Bir göründü, bir yok oldu. Bana faydası çok oldu. " demiş ve soluğu terzi dükkanında almış.

İki gün iki gece sonra Keloğlan yani beyaz atlı prens şehrin sokaklarında gezer olmuş. Bunun üzerine şehir halkı prensin geldi deyip Pamuk Prenses'i karşısına çıkarmışlar. Pamuk Prenses, sevdiğim geldi, demiş ve büyük bir törenle evlenmişler. Uzun yıllar birlikte mutlu yaşamışlar.

SON


Serdar Yıldırım isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2020, 06:36   #3
Admin
 dangeraus1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 5.329
Konular: 2903
REP Puanı : 1710
@dangeraus1
Standart

Ellerine sağlık, Teşekkürler.
Serdar Yıldırım likes this.



Kullanıcı Kişisel İmzası BİLGİ PAYLAŞTIKÇA DEĞER KAZANIR
dangeraus1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Şu Anki Saat: 04:15

Forum Yasal Uyarı Sosyal Medya
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0

Kuruluş : 2012
imrahor.net Her Hakkı Saklıdır

İmrahor.Net
Developer : dangeraus1

Telif Ve Gizlilik Politikası

facebook twitter google+


Sitemap
5, 6, 3, 4, 7, 33, 9, 42, 14, 15, 16, 17, 18, 20, 21, 22, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 90, 32, 182, 41, 34, 37, 36, 194, 43, 44, 51, 50, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 102, 103, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 214, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 186, 181, 183, 184, 185, 187, 188, 189, 190, 191, 193, 195, 196, 201, 202, 215, 245, 203, 205, 204, 206, 207, 209, 210, 230, 266, 211, 212, 213, 232, 233, 216, 219, 236, 221, 220, 217, 218, 240, 272, 253, 235, 259, 222, 223, 224, 276, 225, 226, 227, 228, 229, 231, 234, 241, 237, 238, 257, 239, 244, 246, 247, 248, 275, 249, 250, 258, 260, 251, 252, 254, 255, 256, 274, 265, 268, 262, 261, 287, 264, 271, 267, 269, 288, 279, 291, 270, 273, 290, 278, 289, 292,